Mithat Cemal Kuntay, şiirleri ile Milli Mücadele günlerinde işgal altındaki milletin güç kaynağı olmuş, her şeyin bittiğini sandığımız bir anda, tarihi yeniden yazabilen Mustafa Kemal Atatürk, TMBB kürsüsünden onun mısraları ile savaşan ordusuna ve mücadele eden milletine hitap etmiştir.

Demir Aytaç

Mustafa Kemal Atatürk’e ait ilk anıt yapılacağı zaman, uluslararası bir heykeltıraşlar yarışması düzenlenmiştir.

Yarışmayı dünyaca ünlü İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica (Kanonika) kazanmıştır.  Söz konusu yapıt, bugün Taksim meydanındaki heykeldir.

Bir yabancının Atatürk’ü bizim kadar duyup anlayamayacağını düşünen şairimiz Mithat Cemal Kuntay, yapılacak heykelin nasıl olması lazım geldiğini iki şiir ile ifade etmiştir. Birinci şiir, heykel yapılmadan evvel, nasıl olması gerektiği ile ilgilidir. İkincisi ise, Heykel Taksim meydanına konduktan sonra şairin, yapıt karşısındaki hislerini ifade eder.

Atatürk’ün bütün niteliklerini edebiyat sanatı içinde en güzel ifade eden şairin şiirleri, ne yazık ki bugün lise edebiyat kitaplarında yer almamakta ve yeni kuşaklar tarafından bilinmemektedir.

Oysa ki, Türk edebiyatında Mithat Cemal Kuntay’ın çok ayrı bir yeri olması gerekir. O Mithat Cemal’dir ki; şiirleri ile Milli Mücadele günlerinde işgal altındaki milletin güç kaynağı olmuş, her şeyin bittiğini sandığımız bir anda, tarihi yeniden yazabilen Mustafa Kemal Atatürk, TMBB kürsüsünden onun mısraları ile savaşan ordusuna ve mücadele eden milletine hitap etmiştir.

Hepimizin ezbere bildiği;

“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,
Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır”

mısralarındaki güç ve inançla milli mücadele kazanılmış, şehitlerimizin ceplerinden, şairimizin şiirleri çıkmıştır.

Mithat Cemal şairliğinin yanında, bir o denli güçlü olduğu biyografi yazarlığında da tanınmıştır. Bunların arasında, İstiklal Marşı şairimiz (hocası ve arkadaşıdır) Mehmet Akif Ersoy’un yaşamı hakkında yazmış olduğu yapıtı çok güzeldir ve mutlaka okunmalıdır.

Aşağıda, sizlere Mithat Cemal Kuntay’ın Taksim meydanındaki anıt ile ilgili iki şiirini takdim ediyorum.

Taksim meydanına yolunuz düştüğünde, Mustafa Kemal Atatürk’ü Mithat Cemal Kuntay hisleri ve coşkusu içinde selamlamanızı diliyorum.

 

 

Heykelin nasıl olması gerektiğini anlatan 1. şiir:

 

HEYKELTRAŞ KANONİKA’YA

Herkes gibi elbette bilirsin, O’nu kimdir?
Lakin O’nu sen anlayamazsın O, bizimdir.
Bilmem ki bu ellerle O temsil edilir mi?
Her ne ise senin malzemen, taş mı demir mi?
Mermer ise eğer, cansız olan kalbine nur at
Yok, tunç ise bünyanı avuçlarla alev kat.
Yıldızları mescet gece renginde demirse
Yansın içi nisyan haşa onu kemirirse.
Ay yıldız uruhunda, fecirler avucunda
Bir meşale olsun kürenin binbir ucunda.
Dikkatle bakıp seçmeyelim, kol mu kanat mı?
Dinlendiği bir dal mı, zemin bindiği at mı?
Sırtında huruş eylesin uçsunda şafaklar
Tarihe benimdir diye bassın o ayaklar.
Hür başların iclali biriksin de başında
Kurtardığı bayrak alev olsun bakışında.
İnsan boyu olsun fakat eflake sürünsün;
Göğsünde de bir milletin ebadı görünsün.
Dağ parçalarından da nehip olsun omuzlar
Sırtında bütün mamelekim var, vatanım var!

Heykeli gördükten sonra, şairimizin duygularını yansıtan 2. şiir:

TAKSİM’DEKİ ABİDENİN ÖNÜNDE

Ne zamandır beklerdik, O heykel bu mudur?
Söndü sandıkları fecri yakan el bu mudur?
O’mu sığmış ebediyen bu taşın sinesine?
Bu mudur bir milleti bağrına basmış sine.
Hani haykırsa mezarlar uyanır kalkarmış
Hani bir darbede edvarı ayırmış yarmış.
Sağı ıssız gece olmuş, solu bitmez gündür…
Hani dün Akdeniz’in ürpererek baktığı yüz.
Hani isterse şimşekleri Sakarya ile akar,
Hani binlerce adından biridir Dumplupınar…
Hani volkanlar his, kanlara dil vermiştir.
Hani bir millet öbür millete göstermiştir.
Irkımın doğduğu yerdir başının değdiği yer
O kadar yükselemez, şahikalar heykeller.
Ne tabiat ne de sanat o kadar haykıramaz
Sarıyorken seni bir abide kavrarsa biraz
Tuncunun dalgası, girdabı kalır yamyassı.
Ne demektir şaşırır yıldırımın natıkası
Boya rüyanı görür sayha sayıklar adını
Bilirim bir taşa sanatla sığar enginler
Seni söylerse fakat taş kekeler, tunç inler.

Sözlük:
Nur: Aydınlık, ışık, parıltı
Bünyan: Yapı, bina.
Nisyan: Unutma
Fecir: Tan vakti, gün ağarması
Huruş: Coşma, çağıltı
İclal: Saygı gösterme, büyültme
Eflak: Gökler
Ebat: Boyutlar
Nehip: Korku, dehşet
Sine: Göğüs
Edvar: Çağlar, devirler
Şahika: Doruk, zirve
Natıka: Düşünüp söyleme yeteneği, düzgün ve iyi konuşma yeteneği.
Sayha: Bağırış, çığlık

Mithat Cemal Kuntay Kimdir?

1885 yılında İstanbul’da doğdu. Babası, İşkodra eşrafından Selim Sırrı beydir. Vefa İdadisi’ni ve Mektebi Hukuku bitirdi. Doktora sınavını verdikten (1908) sonra, idare hukuku asistanlığı yaptı. Adliye Nezareti Özel Kalemi’ne girerek müdürlüğe kadar yükseldi. Birinci Hukuk Mahkemesi üyeliğinden sonra Beyoğlu Dördüncü Noteri oldu. Ölümüne kadar bu görevde kaldı. Sonradan ayrıntılı bir biyografisini yazdığı gibi İmparatorluğun yıkılış dönemini konu edinen, Üç İstanbul (1938) adlı romanında da canlandırdığı, Mehmet Akif ile tanışması, sanatı ve düşünceleri üzerinde etkili oldu. Tüm şiirlerini aruz vezni ile yazdı.  Vatanseverlik duygularını ve Türk tarihinin zenginliklerini dile getiren şiirler yazdı. 30 Mart 1956 tarihinde Teşvikiye caddesi üzerinde, Narmanlı apartmanındaki dairesinde vefat etti. Karacaahmet Mezarlığı’na gömüldü.

ESERLERİ

Şiir : Türk’ün Şehnamesi (1945)
Antoloji : Nefaisi Edebiye (1913)
Oyunlar : Kemal (1912; 28 Kanunuevvel, 1918)
Roman : Üç İstanbul (1938)
Biyografi : Mehmet Akif (1939), Namık Kemal (1944 -1956), Sarıklı İhtilalci Ali Süavi (1946)