Etiketler

, , ,

Nuri Bilge Ceylan

2014 Cannes Film Festivali’nde, dünyanın en prestijli sinema ödüllerinden biri olan Altın Palmiye ödülü Nuri Bilge Ceylan’ın yönettiği “Kış Uykusu”nun oldu.

“Kış Uykusu” ödülünü son bir yılda hayatını kaybeden gençlere adayan Ceylan’ın Cannes’daki ilk ödülü değil…

Ceylan, “Uzak” filmiyle 2003’te “Büyük Jüri Ödülü”nü kazandı. 2006’da “İklimler” Cannes’da FIPRESCI ödülüne layık görüldü. 2008’de “Üç Maymun” ile “En İyi Yönetmen” ödülünü aldı. 2009 yılında festival jürisinde yer alan Ceylan, 2011’de ise ”Bir Zamanlar Anadolu” ile yine “Büyük Jüri Ödülü”ne layık görüldü.

“Bu ödülü birisine adamak istiyorum:

Tutkuyla sevdiğim, yalnız ve güzel ülkeme”

Nuri Bilge Ceylan – 2008

 

Nuri Bilge Ceylan’a Açık Mektup…

Demir Aytaç

 

Sayın Nuri Bilge Ceylan;Nuri Bilge Ceylan

Dün akşam “Kış Uykusu” filminizi izledim. Çok beğendim.

Çok güzel bir film izleyebilmiş olmanın bireye verdiği haz, mutluluk ve sorumluluk içinde salondan ayrıldım.

Aklınıza, yüreğinize, emeğinize ve ellerinize sağlık…

Ödülü aldığınız gece de çok mutlu olmuştum.

Yurt dışı platformlarda başarı ve ödül için, ülkemizi “Batı”nın görmek istediği pencereden görmenin, yorumlamanın ve haksızca kötülemenin adeta bir “olmaz ise olmaz” olduğu günümüzde alınan ödül kadar, ödüle giden yolda “mimarı”nın kişiliği ve tutumu da bir o denli önem kazanıyor. Böylesine büyük bir başarıyı bize hakkı ile bir tarafımız kırık veya içimiz buruk olmaksızın yaşattığınız için size çok içten teşekkür ederim.

 Kış Uykusu - Nuri Bilge Ceylan“Kış Uykusu”nu;

İster “Hegel’den – Marx’a, Marx’tan – Freud’a” bir yol haritası kabul edin,

İster “üretim tarzından – ötekileşmeye” yolculuk deyin,

İster bu felsefelerin gündelik yaşamda kendini bulan yansımaları: “katılımcı demokrasi – feminizm – ekolojik akım” olarak tanımlayın,

Sonuç olarak, 3 saat 16 dakika içinde, “ataerkil yapı – üretim tarzının neticeleri – egemen olmak ve hükmetmek” gibi katmanlı okunması gereken konular, kusursuz bir sinematografi içine yerleştirilmiş değişik karakterler ve diyaloglar ile bu denli güzel anlatılabilir.

Bir tarafta Batı’nın acımasız ve tavizsiz Aristo mantığı, pozitivist ve rasyonel olabilme ısrarı, öte yandan bu ısrarın insanda yarattığı ruh sefaletinin bir nebze de olsa sakin bir limanda dinlenebilmesi için; yine Batı’nın kuantum fizik ve kırçıllı – gri alanlarda gezinebilmeyi öğrenmesi… Bu denli büyük başarılara imza atmış, hayranlık duyulması gereken Batı düşünce tarzı ve davranışının; aynı zamanda en acımasız, en menfaatperest ve en çifte standartçı olmasına adeta bir isyan: İnsanoğlunun kadim dinlerin kendi dünyasındaki huzuruna ve öğretilerine yönelmesi… Bu tür çok zor, ancak kat ve kat okunabilecek konular, semboller nasıl oluyor da sizin kanvasınızda, ahenk içinde ve farklı kesim ve kesitlerin karakter tonlamalarında bir arada, iç içe kendini buluyor; önce şaşıp kalıyorsunuz, sonra hayranlık duyuyorsunuz ve sonunda da sanatın vermiş olduğu mutluluğu en üst düzeyde özümsüyorsunuz!

Ve, siz bu kanvasta, bu yolculukta, bu diyaloglarda, bu kadar ağır konularda bireyin konumuna göre alabileceği kadar alabileceği, gidebileceği kadar gidebileceği büyük bir ölçek içinde; bizleri inanılmaz bir odaklanmaya davet ederken: Hiç yormuyorsunuz!

Bir sinema adamının ne denli içten ve samimi olması, ruh güzelliğinde ne denli derinliklere sahip olması gerekir ki, seyircisini sizin gibi hiç yormadan, zahmetsizce sanatının zirvesine çıkartabilsin.

İnsanoğlunun gizemli dünyasının kırıntıları, sizin eşsiz büyütecinizi üzerine tutuğunuz karakterlerinizde birer birer ortaya çıkarken; sizin için anlatmak, göstermek ve sergilemek: Adeta bir çeşmenin musluğunu açmak kadar kolay oluyor ve gürül gürül akıyor…

Bugüne kadar, dünya sinemalarında Dostoyevski romanlarının film uyarlamaları istenileni veremedi. Belli bir başarıya ulaşamadığı gibi, bizleri de doyasıya tatmin edemedi. Aynı şekilde, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Huzur” ve/veya “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” aynı ruhu veremeyeceği kaygısı ile sinemamıza aktarılamadı. Bu denli büyük edebiyat eserlerinin, bir şekilde sizin tezgahınızdan geçmiş halini düşlemek bile insanı heyecanlandırmaya yetiyor.

Sevgili Nuri Bilge Ceylan;

Her geçen gün daha fazla ve daha içten inanıyorum ki: “Bu alemde insan ne için yaşıyorsa, onun kadar kıymetli oluyor.”

Bu bağlamda, sanat adamı kişiliğiniz ile beraber, bir değerler bütünü olarak sizi çok içten, çok büyük bir sevgi ve saygı ile selamlıyorum.

Demir AYTAÇ