Behçet Necatigil - Demir Aytaç

“Kader aynı kader, şu farkla

Size işlemeyen şeyler

Derinden yaşamakla

İçerimde yer eder.”

Şiirimizin en usta kalemlerinden biri ve sözcükleri kullanmada olağanüstü başarılı bir şairimiz de hiç kuşkusuz ki, Behçet Necatigil’dir. Şairliğinin yanında bir öğretmen olarak da şiir konusundaki görüşleri, sözcükleri değişik anlamlarda kullanabilmesi, bugün üzerinde dikkatle durulması gereken konulardır. “Garip” şiirinin belli bir süre etkisi altında kaldıktan sonra, tümüyle kendi çizgisini bulan, her zaman kısa ve sade yazmış olan, ancak bu yalınlığa bir o denli de duygu yüklemesini becerebilmiş, hiçbir zaman aşırıya kaçmadan, sanatın zirvesine oturabilmiş ender şairlerimizden biridir. Onun şiirinde, günlük yaşam olmasına karşın, bambaşka bir tat, başka bir dünya ve “durup düşünme gerçeği” vardır.

Behçet Necatigil’e göre şiir, kesinlikle düşündürmelidir. Aksi takdirde, söylenmek istenen bir bildiriden başka bir şey olamaz. Ayrıca, şiirde mutlaka bir örgü, dikkatli bir trafik olmalı, seslerin işlenişine önem verilmelidir. Gerçekten de, kendi dizelerinde bu denli yoğun duygular nasıl bu kadar yalın anlatılabilmiştir, hepimizin bildiği ve her gün kullandığı sözcüklerimize bu denli duygu ve ses nasıl yüklenebilmiştir, şaşar kalırız.

Şairimiz bir sanatçının nasıl olması gerektiğini, “(…) Sanatçı içinde yaşadığı topluma karşı bazı vazifeleri olduğunu düşünmeli; sanatını sade güzele değil, iyi ve faydalıya da yöneltmelidir. Güzel, çok vakit iyinin içindedir. Toplumun realitelerini görmezden gelerek kendi renkleriyle yetinen bir sanatkâr çevresini daraltmış, hitap kabiliyetini azaltmış olur. Sanatkâr bozuk düzen bir toplum kaosuna müdahalelerde bulunmazsa, onu elinden geldiği kadar düzeltmekten yüksünürse ferdi, kifayetsiz bir sanata saplanır, kalır” dedikten sonra, şiir için ise, “(…) Her şiir önce bir hayaldir, bir gerçek değil. Bir gerçeği anlatsa, duyursa bile; hayale, iyi-güzel durumlar, düzelmeler, arınmalar hayal ettirmeye sebep olduğu için bir hayaldir. Daha üstün gerçekleri hayal ettirerek, hak verdirerek okuyucuyu ümitlere düşüren bir şiirin, sezdirdiği bu hayali gerçekleştirebilmesi, çok kere onun gücü dışında bir başka hayaldir. (…) Şiiri şiir yapan öğelerin başında kelimeyi kollayış geliyor, cümleyi değil. Kelime seçiminde dikkatliysek, özel ilkelerimiz varsa cümle zaten bize bağlı demektir. Yani ister Birinci, isterse Beşinci Yeni üslubuyla yazınız, fark etmez. Şiir bir iç dünya işi. İnsanın bir yerde artık kendi duvarları içine hapsolması beklenir” demektedir.

Değerli edebiyatçımız Prof. Dr. İnci Enginün, şairimizin radyo oyunları üzerinde ısrarla durmakta, bu yapıtların en az şiirleri kadar önemli olduğunu söylemekte ve “Behçet Necatigil çoğu iki kişi arasında geçen bu oyunlarında, en basit, günlük konuşmalarda kelimelere, cümle kuruluşlarına yüklediği anlamlarla eserlerine doyumsuz bir gerilim ve zenginlik katar. Bu eserler henüz edebiyatımızın keşfedilmemiş ve hakkı verilmemiş oyunlarıdır. Behçet Necatigil’in yazdığı radyo oyunları aslında rahatça sahnelenebilecek niteliktedir. Türkçe’nin bütün çağrışım imkanlarını kullanan yazar, insanlar arasındaki iletişimsizliği çeşitli sebeplere bağlar ve oyunlarının okuyucuyla güçlü bir bağ kurmasını mümkün kılar” dedikten sonra, şairimizin önemle üzerinde durulması gereken bu yönünün altını çizmektedir:

“Behçet Necatigil her eserde bir ahlak (moral) bulunması gerektiğine inanır. Okuyucusunu yalnızlığı içerisinde derinleştirmesini bilenlerdendir. Duygunun böylesine ağırlık taşıdığı eserlerinde asla aşırı, hasta bir duyarlılığa düşmemesi, gelenek ile günlük hayatımızı böylesine birleştirmesi, bence tiyatro yönetmenlerinin ve oyuncularının asla unutmamaları gereken yazarlar arasına Behçet Necatigil’i sokmaktadır.”

Behçet Necatigil’in radyo oyunlarının tümü İstanbul ve Ankara Radyolarında oynanmıştır. Şairimizin en güzel radyo oyunlarından birisi de Yolcu, Arabacı ve Gözlemevi müdürü olarak üç karakteri canlandırdığı “Yıldızlara Bakmak” adlı oyunudur. Yolcu tüm yaşamı ev ve işi arasında çalışmakla geçmiş, dünya güzelliklerini zamanında görememiş ve işinden başka hiçbir şeye zaman ayıramamış bir kişidir. Zamanla kendisine bir ses musallat olur: “Yıldızlara Baktın mı?” Ancak Yolcu, dünya güzelliklerinden hiçbirine zaman ayıramamış hep sonu gelmez bir tempo içerisinde koşuşturmuş ve artık zamanı tükenmiştir. Oyunda dünya güzellikleri yıldız simgesiyle anlatılmıştır. Oyun çağımız gereği çok çalışırken, güzelliklere göz kapamanın ne denli büyük bir hata olduğunu çok güzel bir biçimde anlatır. Her sözcüğünde ayrı bir gerçek bulacağınız bu oyunu kesinlikle okumanızı öneririm. Karakterlerin sade ve gündelik bir sohbet havası içerisinde sürdürdüğü karşılıklı konuşmaların gerçekte yaşamın her evresini ve tüm çevresini nasıl kapladığını duyumsayacak, çok geçmeden satırların arasında kendinizi bulacaksınız. Oyunun en güzel bölümlerinden biri de aşağıdaki konuşmalardır:

Yolcu: “Gökyüzüne bakacak ne vaktim, ne de halim vardı benim. Toprak bırakmıyordu.”

Gözlemevi müdürü: (Şiir okur.)

“Ne uçmayı bilirim, ne gökten haberdarım,

Bir karış bile fazla yükselemem yerimden:

Toprağa basmak için yapılmış ayaklarım.”1

Yolcu: “Nedir bu?”

Gözlemevi müdürü: “Bir şiir!” (Okumaya devam eder.)

“Toprak beni daima çekti eteklerimden…”

“Şiirlere baktığınız oldu mu?”

Yolcu: “Şiirlere bakamadım.”

Gözlemevi müdürü: “Öyle ya, yıldızlara bakamadınız.”

Yolcu: “Ben hep önüme baktım derken bunu anlatmak istemiştim.”

Gözlemevi müdürü: “Anlıyorum, hep yere bağlı kaldınız, havalanamadınız.”

Yolcu: “Uçmasını bilmem ki?”

Gözlemevi müdürü: “Uçmak şart değil.”

Yolcu: “Fakat…”

Gözlemevi müdürü: “Başınızı kaldırıp da yukarıya baksaydınız, bir yaz gecesi mesela, havalanırdınız.”

Yolcu: “Düşmekten korktum.”

Gözlemevi müdürü: “Göze alacaksınız.”

Yolcu: “Göze batmaktan korktum.”

Gözlemevi müdürü: “Göze alacaksınız.”

Yolcu: “Herkes bana dikerdi gözlerini.”

Gözlemevi müdürü: “Göze alacaksınız.”

1Cevdet Kudret’in “Toprağa Bağlı” adlı şiirinin ilk üç dizesidir.

Behçet Necatigil’in güzel şiirleri arasında bir seçim yapabilmek çok güçtür. Ancak, bende özel bir anısı olan, “Çocuklar” adlı şiirinin ayrı bir yeri vardır. Yıllar önce, çocuklar için düzenlenmiş özel bir geceye katılmıştım. Hiç beklemediğim bir anda, konuşma yapmak üzere kürsüye davet edilince, şairimizin ezberimde olan bu şiiri imdadıma yetişmiş, Behçet Necatigil’in sevdiğim bu dizeleri, dinleyenleri çok etkilemiş ve şairimizin geceye katkısı çok büyük olmuştu… Çocuk üzerine yazılmış belki de en güzel şiirlerden birisidir diyebileceğim bu dizeler, 11 Ağustos 1958 tarihinde yazılmıştır. Bu ay sizlere, bu şiiri sunuyorum. Ve diliyorum ki, şairin bizi düşünmeye davet ettiği tüm konular, önceliklerimiz arasında bilinçli bir biçimde yer alabilsin.

Değerli şairimiz Behçet Necatigil’i bize bırakmış olduğu tüm değerler ve güzelliklerle birlikte çok büyük bir sevgi ve saygıyla bir kez daha anıyorum.

Çocuklar

Çarşılarda bir şey
Biz pek aramazdık çocuklar olmasaydı.
Kasaplarda manavlarda bazı yorgun kadınlar
Hep de tenha saatleri seçerler
Sonra yavaş bir sesle
Çocuk için hasta kaç gündür yemiyor
Biraz et biraz meyve isterler.
Sevdiği bir reçeli gün aşırı yalnız ona
Kaşıklarla beraber büyür bir üzüntü
Yağların şekerlerin çayların
Uykularda bile bitiyorsa
Annelere düşündürdüğü
İnsanlara tezgahlara kağıtlara kolaydı
Biz bu kadar eğilmezdik çocuklar olmasaydı.

Behçet Necatigil