Etiketler

, , ,

Denise Lebrun - Demir Aytaç
 

“Edith Piaf diyor ki:

Bu kadın bana gençliğimi anımsatıyor…Yetenekli bir genç… Ve, benden sonra en iyi şarkı söyleyebilecek kişi de kendisidir…”

Demir Aytaç

1970’li yılların sonlarında, dünyaca ünlü Fransız sanatçısı Edith Piaf’ın yaşamı tek kişilik oyun “Bravo, A Musical Portrait of Edith Piaf” Şikago’da Denise Lebrun tarafından sergilenmeye başlandı. O zamanlar öğrenci olduğum Şikago’da yapıtı birkaç kez seyrettim. Yapıtı, Denise Lebrun’dan seyretmenin bir başka heyecan verici tarafı da, sanatçının gerçek yaşamda Edith Piaf’ın arkadaşı olmasıydı. Adeta, oyun Edith Piaf ile olağanüstü bir iletişimdi.

Oyundan sonra, sanatçının kendisiyle tanışmak istedim. Ülkemden kalan alışkanlıkla, ünlü kişilere kolay ulaşılamayacağını düşünmeme karşın, tiyatro çıkışında bilet satış noktasına adımı ve telefon numaramı bıraktım.

Bir hafta sonra, Denis Lebrun beni aradı. Şikago’da bir Türk öğrencisi olduğumu, yapıtını defalarca izlediğimi, kendisiyle tanışmayı çok istediğimi söyledim. Bir an durakladı ve memnun olacağını söyledi. Perşembe günü saat 17.00’de, bulaşabileceğimizi, görüşmenin tam 30 dakika sürebileceğini belirtti.

O perşembe, saat tam 17.00’de elimde bir buket çiçek otelin lobisine girdiğimde çok heyacanlıydım. Birkaç dakika sonra Denise Lebrun karşımdaydı. Elimi içtenlikle sıktıktan sonra, otelin pastane bölümüne geçmemizi ve her gün taze sunulan frambuazlı tartların kendisine Fransa’yı aratmadığını söyledi. Karşılıklı oturmadan önce, çiçeğimi verdim ve çaylarımız geldiğinde ilk tanışma bölümü bitmiş ve biz koyu bir sohbete başlamıştık bile…

“Seyretmiş olduğun gösteri bir anlamda benim bebeğimdir. Yapıtın büyük bir bölümünü ben yazdım. Bu konunun bilinmesini ve ön plana çıkarılmasını istemediğim için bundan bugüne dek söz etmedim. İstedim ki yapıtla ilgili yorumlar, performansa odaklı olsun. Aksi takdirde, konunun içeriğine ve yazmış olduklarıma kayabilirdi” diye sözlerine başladı ve hemen ekledi:

“Piaf’ın yaşamıyla ilgili bu gösteriyi çok uzatmak istemiyorum, çünkü ben Piaf’ı yeniden canlandırma rolünü üstlenmek istemiyor ve kendi kariyerimde ilerlemek istiyorum. Edith Piaf da beni bu konuda bizzat uyarmıştır. Ben kendim olmak istedim ve bu konuda da sanıyorum başarılı oldum.”

Kendisine, şarkıların İngilizce çevirilerini ve İngilizce uyak yapısını çok başarılı bulduğumu söyledim. Bana, Los Angeles’a döndükten sonra şarkı sözlerini postalayacağını söyledi. Bir ay sonra tüm sözler tarafıma ulaştırılmıştı.

Türkiye’ye hiç gelmemişti. Ancak, Amerikalı arkadaşlarımın aksine, ülkemiz hakkında ve özellikle İstanbul ile ilgili detaylı bilgi sahibi olması çok dikkatimi çekmişti. Bana, “Amerika’da kalacak mısın?” diye sorduğunda, kesin hayır yanıtını alınca biraz şaşırmış ve nedenini sormuştu. Ailemi ve ülkemi çok özlediğimi söyleyince de, yüzünde tatlı bir gülümsemeyle, “Bu biraz da büyümeyle ilgili, sonraları düşüncen değişebilir” demiş ve hemen eklemişti:

“İnsanın özleyeceği kimseleri olması çok büyük bir şanstır.”

Görüşmenin sonunda, sohbetten çok zevk aldığını, 15 dakika daha zaman ayırabileceğini belirtti ve bana iki kişilik davetiye verdi.

İnsan bir şeyi çok ister ve kafasına koyarsa kesinlikle başarır duygularımla, tam 45 dakika sonra, kendisinden izin istedim. Beni çok mutlu ettiğini ve o günü hiç unutmayacağımı söyledim. Denis Lebrun da bana, bir sanatçı için hayranlarınca gösterilen yakınlığın büyük mutluluk olduğunu söyledi.

Ben, Denise Lebrun ile buluşabilmenin, bana ayrılmış olan zamanın ve gösterilen yakınlığın bilincine çok sonraları vardım. Bugün bile etkisinde olduğumu söylemek isterim. Ve, o günden buyana da çok büyük bir güçle inanıyorum ki, Batı’da sanatçı olmak yalnızca yetenek, ve profesyonel eğitim işi değildir. Aramızdaki fark, hiç beklenmeyen bir anda, dünyanın öbür ucundan, karşısına çıkabilecek bir insana zaman ayırabilmeyi bir iş disiplini kabul eden anlayış, o bilinmedik, sürpriz insanın ülkesi ve tarihi ile ilgili yorum yapabilecek bir kültür birikiminin varlığıdır.

Edith Piaf, arkadaşı Denis Lebrun için şöyle diyor:

Bu kadın bana gençliğimi anımsatıyor… Yetenekli bir genç… Ve, benden sonra en iyi şarkı söyleyebilecek kişi de kendisidir…

Edith Piaf - Demir Aytaç

Edith Piaf

Denis Lebrun Yazdı: Arkadaşım Edith Piaf

1960’da Paris’te yaşayan genç bir şarkıcıydım. Kendi şarkılarımı besteliyordum. İlk şöhreti, ünlü müzikhol Bobino’dan teklif aldığım zaman yakaladım. Sahnede bana eşlik eden piyanistim Jacques Lesage, aynı zamanda Edith Piaf’ın da piyanistiydi.

Bir gün telefonum çaldı. Piaf benimle görüşmek istiyordu. O günlerde Fransa’da, Edith Piaf tarafından davet edilmek, Charles De Gaulle ile tanışmakla eş anlamlıydı.

Kendimi, şarkı sözlerimi yazan arkadaşım Jean ile birlikte, Edith Piaf’ın, Lannes Bulvarı’nın üzerindeki evinin önünde bulduğum an çok heyecanlıydım. Bir köşeye oturdum. Bir süre arkadaşımla konuştuktan sonra, aniden bana döndü ve “Sen, yaşamını kazanmak için neyle uğraşıyorsun?” diye sordu.

“Hiçbir şeyle…” diye yanıt verdim.

“Hiçbir şey mi?”

“Şarkı söylüyorum… Bazen…”

 “Şarkı mı söylüyorsun?.. Ne söylüyorsun?”

“Çoğunlukla sözleri bana ait olan ya da Jean ile birlikte yazdığımız şarkıları söylüyorum.”

Başucundaki zili çaldı. Sekreter hanım içeri girdi.

“Salona geçelim” dedi. “Bu genç bayan bana şarkı söyleyecek.”

Panik içinde  “Kim?” diye sordum. “Ben mi?”

“Evet, tabii sen.”

Salonda büyük bir piyano, bir divan ve birkaç iskemleden başka hiçbir şey yoktu.

“Piyanoda eşlik edecek kimse yok” dedim.

“Piyaniste gereksinimin yok” dedi.

İyi bilinen bir şarkımı söyledim. Bu şarkı daha sonraları Edith’e “Jene Regretted Rien”i besteleyen Charles Dumont’a aitti.

Dikkatle dinledikten sonra, öğüt vermeye başladı:

“Çok fazla kendini veriyorsun. Çok enerjini harcama… Sen sahnede iki saat kalacağın zamanlarda ne yapacaksın? Seyirci topluluğu her zaman haklıdır. Aynı zamanda hep, daha çoğunu, daha güzelini ister. Hep ister… Onları bir âşık gibi fethetmen, kalplerini kazanman gerek. Sana olan sevgilerini korumak için çok savaşman gerekir. Hiç ama hiçbir zaman, yorgun ya da üzgün olduğunu duyumsattırmaman gerek. Aksi takdirde hemen seni bırakır ve başka birini sevmeye başlarlar.”

 Benimle birlikte çalışmak istediğini, kendisini her gün aramamı istedi. Yanımızdaki, arkadaşıma dönerek şöyle dedi:

“Bu kız bana kariyerime başladığım ilk günleri anımsatıyor. Yeteneği var. Benden sonra kendisini komik duruma düşürmeden şarkı söyleyebilecek tek kişi bu kızdır.”

Bu ilk buluşmadan sonra, her gün Edith Piaf’la çalışmaya gittim. Benim için en güzel zamanlar ikimizin yalnız kaldığı dakikalardı. Bana yaşamından söz ederdi. Kaybetmiş olduğu küçük kızı Marcelle’in ölümüne ne denli çok üzüldüğünü anlatırdı. Kızı öldüğü zaman, Edith bir gecekonduda yaşıyor ve sokaklarda şarkı söylüyormuş. “Küçük bir kıza nasıl bakabilirdim ki? Ben kendime bile bakmayı beceremiyordum” derken ne denli büyük bir acı duyduğu yüzünden belli oluyordu.

Yaşamının en büyük aşkı, Marcel Cerdan’dan söz etmeyi de severdi. Marcel’in New York’a gelirken uçak kazasında öldüğü gece New York’un ünlü Versailles salonunda nasıl sahneye çıkabildiğini sormuştum. “Kolay değildi” dedi. “Ancak çıkmam lazımdı. Beni seyretmek için gelen insanlar, o gece için programlarını yapmışlar, biletlerini almışlardı. Onları yarı yolda bırakamazdım.”

Kısa zamanda, Piaf’ın Lannes Bulvarı’ndaki apartmanının ayrılmaz bir parçası olmuştum. Piaf’ın apartmanı gelen ve gidenin hiç eksik olmadığı, ziyaretçilerin saatlerce yerlerde oturarak kendisini dinlediği, adeta bir tren istasyonunu andırıyordu. O güldüğü zaman konukları da gülerdi. Ve Piaf çok gülerdi, çoğunlukla da çok yüksek sesle gülerdi. Ancak, bu güzel hava ziyaretçilerin birer birer evlerine, eşlerine ve çocuklarına dönecekleri zaman kaybolurdu. O, yalnızca “Hemen kalkıyor musunuz?” demekle yetinir, evi boşaldığı zaman gösteri dünyasının gerçek yüzünü ve yalnızlığını duyumsardı.

Yaşamı çok sevdiği için, insanlara özellikle gençlere çok bağlıydı. Zamanında çok para kazanmasına karşın, ben kendisini tanıdığımda beş parasızdı. Maddiyatı önemsemezdi. Sahip olduğu yetenek ve edinmiş olduğu ünü, parayla satın almak olası değildi…

Edith’i Bobino’da son seyredişimde sonunun yakın olduğunu duyumsamıştım. Bunu, kendi de biliyordu. Edith Piaf 1963 yılının Ekim ayında, kırkyedi yaşında öldü.

Edith bana, “Benim cenazem en iyi gösterim olacak” demişti. Haklı çıktı… Son yolculuğuna yüzbinlerce hayranı eşlik etti. O gün tüm Paris ağladı.

Edith Piaf için çok şey söylenmiştir. Ancak, benim için Edith efsanesi kendisini tam anlamıyla kariyerine adamış olmasından, sahne ve sahne dışı çalışmalarındaki disiplininden gelir. Ben öyle bir kadın tanıdım ki, tüm yalnızlığını ve acılarını seyircisinin sevgisi ve alkışları ile doldurmuştu.

Hâlâ devam eden ününün temelinde eskiye özlemin büyük rolü vardır. O, unutulamayan eskidedir. İnsani duygularının gösteri dünyasında yer aldığı bir eskide… Ve o eski dünyada,  Edith Piaf son kahkahayı atan kişidir.

Denise Lebrun’un Yaşam Öyküsü 

Fransız asıllı ve Parisli olan Denise Lebrun, Fransız Kültür Bakanlığı ve Fransa Ülke Yayın Kurumu’na bağlı olan “Maitrise de la Radio et Television Française”den, dokuz yıllık eğitimi sonrasında, müzik ve Fransız edebiyatı dallarında çift diploma alarak mezun olmuştur. Maitrise’deki eğitimine ek olarak Dennis Dines’den tiyatro dersleri almış ve Sacha Pittoef ekibinde oynamıştır.

Solti, Kodaly, Maazel gibi dünyaca ünlü müzisyenlerle beraber çalışan, Paris’in ünlü Olympia, Bobino ve Mouilain Rouge gibi salonlarında ve Avrupa’nın çeşitli kentlerinde Jacques Brel ile birlikte konserler veren, Fransa’da çeşitli plaklar yapan Denise Lebrun, Avustralya ve Afrika konserlerinden sonra Atlantik’in öbür yakasına geçmiş ve Amerika’da da çok ünlü olmuştur.

Denise Lebrun’un en fazla bilinen müzikalı “Jacques Brel Hayatta ve Paris’te Yaşıyor” ise de, en çok beğenilen şovlarının başında “Bravo, A Musical Portrait of Edith Piaf” geliyor. Robert Guillaume ile birlikte, New York, Chicago, Boston’da sahneye çıkan, “The Threepenny Opera”, Chicago’da “Irma La Douce” rolünde, Boston Pops’ta oynayan, tek kişilik gösteri “Piaf, Brel ve Lebrun” ile zirveye çıkan sanatçı; Amerika’da ve uluslararası alanda çeşitli ödüller almıştır. Denise Lebrun, son olarak da Dallas Tiyatrosu Forumu tarafından “Olağanüstü başarı Ödülü” almış ve “En Sevilen Sanatçı” seçilmiştir.