Etiketler

, , , ,

yapboz

Birden fazla “yap-boz” çözebilenler, yaptıkları iş ve meslekleri ne olursa olsun; daha yaratıcı, daha yapıcı ve daha fazla değiştirebilen/değişebilen bireyler olabilmektedir. 

Demir Aytaç

Ekonomik tercihler, 20. yüzyılın sonunda ulusları ve bireylerini teknik ve hizmet sektörü ağırlıklı bilim dallarına daha çok yönlendirmiştir. Bunun sonucunda, üniversitelerde sosyal bilim bölümlerinin bütçeleri kısıtlanmış; günün şartlarından dolayı yoğun rağbet görmekte olan güncel bilim konuları dört yıllık eğitimler ile topluma “yetişmiş” yetenek sahibi bireyler kazandırmıştır.

Güncel bilim dallarının küçümsenecek hiçbir tarafı yoktur. Hatta toplumun gündelik gereksinmelerine pratik katkıları ve eğitimini almış olanların somut neticeler ile uğraşıyor olmalarının sonucu kendilerine duydukları güven, bu bilim dallarına olan talebi daha da artırmıştır. Söz konusu dallardan mezun olanların iş bulabilmeleri kolaylaşmıştır. Ancak, burada önemle üzerinde durulması ve bilinçli olunması gereken bir nokta vardır. O da, bu eğitimi alanların gerçekte geçtiğimiz yüzyılın gereği oluşmuş bir dalda seçim yaptıklarını bilmeleri ve bilinen bilim birikiminin son halkasında,  sadece bir kesitinde uzmanlaşarak gerçeği sorgulamadan, önlerine konulan “bulmacayı çözmek”te olduklarını kavramalarıdır.   

“Bulmaca (puzzle) çözmek” ünlü Amerikalı sosyal bilimci Thomas Kuhn’a aittir. Ona göre, hepimiz eğitimini aldığımız bilim dalında,  bir bulmacanın parçalarının nereden ve nasıl geldiklerini sorgulamamak şartı ile bunları bir araya getirmekte ve ortaya çıkan resimle de somut bir şey elde etmiş olmanın başarısını ve güvenini yaşamaktayız.

Kuhn’nun bu konuyu ele aldığı ve ilk baskısını 1962 yılında yapan “Bilimsel Devrimlerin Yapısı” adlı eseri, çok kısa zamanda sadece bilim dünyasının klasikleri arasına girmekle kalmamış; hepimize güncel konular ve sorunlarımız da dahil olmak üzere, yeni düşünce olanakları tanımıştır.

Kuhn bu yapıtında, Batı düşünce tarihini, bu düşüncenin temelinde olan geleneği, pozitivist düşünceyi ve bilimin ilerleme sürecini sorgulamıştır. İlerleme ve buluşları açıklamak için yalın bir mantığın yeterli olamayacağını, bilim adamlarının psikolojik ve sosyolojik tercihlerinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini belirterek büyük yankılar uyandırmıştır.

Thomas Khun’un bu görüşünü, Türkiye Kimya Derneğinin, 78. kuruluş yıldönümü nedeniyle 21 Mayıs 1997 tarihinde İstanbul Teknik Üniversitesinde “Radyoaktifliğin Keşfi ve Temel Bilimlerin Değeri” adlı konuşmasında Sayın Erdal İnönü, aşağıdaki şekilde ve hepimizin anlayabileceği dilde çok güzel özetlemiştir:

” ….Thomas Kuhn, kitabında bilimsel kurumların sadece deneylerle belirlenmediğini, bu deneyleri yorumlayan insanların içinde bulundukları kültürel ortamın da yorumlar üzerinde etkisi olduğunu iddia etmiş, bir dönemde bir bilimsel çevrenin kabul ettiği yorumların bütününe paradigma adını vermiş ve bir paradigmanın değişmesi için bir deneyin kabul edilen yoruma uymayan sonuçlar vermesinin yetmeyeceğini, ancak yeni bir kültürel ortam oluştuğunda paradigmanın değişeceğine işaret etmiştir.”

Yeni kültürel ortamın oluşmasına da, olaylara değişik açıdan bakabilen,  alışılagelmişin dışında farklı deneyim sahibi, birden fazla bulmaca çözebilme becerisine sahip kişiler öncülük edebilecektir. Konuyu tarih sürecinde ele alan, Batı buluşlarının evrimini sıralayan ve bilim tarihini sorgulayan, aynı zamanda eğitimini aldığımız ve uygulamakta olduğumuz güncel bilim ile ilgili olarak önemli ipuçları veren Thomas Kuhn’un bilim dünyasında gündemini ilk günkü gibi koruyan bu yapıtını ve bulmaca çözebilme konusunu;  değişimi isteyen, insana odaklanan kişilerin iyi anlaması ve pratikte uyguluyor olabilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bugün bizler, olağan bilim dallarında dört yıllık lisans eğitimi almış kişiler olarak esasında parçaları bir araya getirip bulmaca çözerek “doğruyu buluyor” ve çözüm üretiyoruz. Sistem parçaları sorgulamamıza bilinçli olarak izin vermiyor. “İşin bu kısmını bilenine bırakın, bizim sahamıza girmiyor. ” derken, pek bilen olmadığını da söylemiyor. Çok merak ediyorsanız, ancak din/felsefe eğitimi söz konusu olabiliyor. Kaldı ki, merak edip uğraşanlar da çok da özendirilmiyorlar.

Ancak, bütün bu açıklamalar ve bilinçlenme bizlere beraberinde başka bir fırsatı da sunuyor: En azından birden fazla bulmaca çözebilir konumda olabilmek.  Bunu da hakkı ile yapabilmek için, birden fazla bilim dalında eğitim almak ve uzmanlaşmak gerekmektedir. Birden fazla bulmaca çözebilenler, yaptıkları iş ve meslekleri ne olursa olsun; daha yaratıcı, daha yapıcı ve daha fazla değiştirebilen/değişebilen bireyler olabilmektedir.

Erdal İnönü’nün “Anılar ve Düşünceler”i sadece köklü bir aile ve yaşam tecrübesinin neticesi midir?  Yoksa şahsında fizik ve felsefe eğitimi alabilmiş (iki bulmaca çözebilen) bir iradenin çekiciliği mi yatmaktadır?

Konu ile ilgili, örnekler vermek gerekirse:

Son yıllarda Türkiye’de yazılmış en güzel yapıtlardan birisi olan, Erdal İnönü’nün “Anılar ve Düşünceler”i sadece köklü bir aile ve yaşam tecrübesinin neticesi midir?  Yoksa şahsında fizik ve felsefe eğitimi alabilmiş (iki bulmaca çözebilen) bir iradenin çekiciliği mi yatmaktadır?

21. yüzyılın adeta 1989’da başlamasında büyük rolü olan Margaret Thatcher’ın, kimya eğitiminin yanında hukuk okumuş olmasının; birden fazla konuda uzmanlaşmasının rolü yok mudur?

Satışlarını artırabilmenin yolunu arayan bir şirket, başarısını sadece işletme eğitimi almış bir yöneticiye mi, yoksa işletme eğitimi sonrası lisansüstü psikoloji eğitimi görmüş (tersi de olabilir: psikoloji lisans, işletme lisansüstü) bir yöneticiye mi bağlamalıdır. Tüketicinin almak için hazır olduğu bir üründen başka bir ürün seçeneğine geçmek zorunda kaldığı an kullandığı, kendini haklı gösterme mekanizmasının içeriğini (cognitive dissonnace) iki bulmaca çözebilmenin neticesinde daha iyi görebilen bir yöneticinin reklam ajansından beklentileri daha açık ve net olmayacak mıdır?

Aynı şekilde, küreselleşen dünyanın çetin rekabet ortamında, yeniden yapılanmak durumunda kalan şirketler, biyolojik bir örneği incelemiş olmanın iş dinamikleri ve yeni pazar koşullarını kavramada çok faydalı olacağını tespit etmişler; biyoloji ve işletme eğitimi yapmış insan kaynaklarına yönelmişlerdir. Ekolojiyi etüd edebilen yöneticilerin iş dünyasında katma değerleri her geçen gün daha fazla artmaktadır.

Bu örneklerin sayısını çoğaltmak mümkündür. Birden fazla bulmaca çözebiliyor olmak sadece iş yaşamına ışık tutmaz. Kişinin özel yaşamına, bireyler ile olan ilişkilerine, kendisini ve başkalarını iyi tanımasına zemin hazırlar.  Toplumun paradokslarına akılcı ve göreceli olarak peşin hükümsüz yaklaşım olanaklarını yaratır.

Sonuç olarak, gençlerin meslek seçimlerinde ve bilhassa lisans ve lisansüstü eğitimlerinde farklı dallara yönelmelerinde çok büyük fayda var.  Değişik bilim dallarından sentez yapabilmek, farklı konularda ihtisaslaşıp “tüm” hakkında daha net bir bilgiye sahip olabilmek için harcanan zaman ve emek; alışılageldiği gibi “bir maymun iştahlılık” ya da “bir baltaya sap olamamak” değildir. Tam tersine, buluşların ve değişimin müjdeleyicisidir. Yeni bir yüzyılın başında bu tutum bir kararsızlık olarak algılanmayacak; tersine, bu tür bir farklılaşma, toplumlar ve bireyler için rekabetçi avantaj yaratacaktır.

Gerek zaman ve gerek ise emek ve disiplin olarak değişik bilim dallarında eğitim görmüş iradelerin, birden fazla bulmaca çözebilen kişilerin aydınlığına her zamankinden daha çok gereksinim duyacağımız bir çağa girdik.  Ailelerin, akademik çevrelerin ve iş yaşamının cesurca bu konuyu desteklediği oranda; toplumsal sorunlarımıza, uluslararası rekabete ve yarınlara daha güvenle bakabileceğimize inanıyorum.