Etiketler

, , ,

Aysel Kızıltas - Hayat Dört Mevsim

“…insan hafızası ne garip, hemen hatıralar geri geliverdi yıllardır saklandıkları kutucuklarından…”

Aysel Kızıltaş’ın

Son Öykü Kitabı

“Hayat Dört Mevsim”

Demir Aytaç

.

Aysel Kızıltaş’ın yazılarını “Datça Havadis” gazetesinde zevkle takip ediyorum. Kendisi Datça’da ikamet eden bir yazar olarak, yazılarında sadece Datça’nın güzelliklerine dikkat çekmekle kalmıyor, yelpazesi çok geniş olan konu başlıkları ile de her hafta okuyucusu ile buluşuyor.

Hassas bir  ruhun derinlik ve inceliklerini görebileceğiniz yazılarında, Aysel Hanım çok beğendiğim anekdotlara ve özdeyişlere yer veriyor ve yazı metnini  çok güzel ve anlamlı taçlandırıyor. Sadelik içinde, sanatın doruğuna çıkabilen bir uslup ve kalemi var ki; kanımca, zor, makbul ve güzel olanıda budur.

Gönülü – gönül ile buluşturan, gündelik yaşamın koşuşturması içerisinde, “mutlulukları teğet geçmeyin” diyen yazarın son çıkan öykü kitabı “Hayat Dört Mevsim” i zevkle okudum.

Son kitabı “Hayat Dört Mevsim” de birbirinden güzel 19 kısa öykü var.

Öykü yazarlığı göreceli olarak roman yazmaktan daha zordur. Yeriniz kısıtlıdır. Kurgunuz detaylara inemez, arka planlar işlenemez, okuyucu gerektiği biçimde olaylara ve karakterlere hazırlanamaz. Şairin dediği gibi: ”Mektubumun uzun oluşunun kusuruna bakmayınız, kısa yazacak kadar çok zamanım yoktu” tezi en çok öyküler için geçerlidir.

Aysel Hanım bu limitlerin tam bilincinde, önündeki kanvası en etkin bir şekilde kullanıyor. Görüntünün kalabalık olmamasına, renklerin birbirine geçişine, alan doldurma tekniklerine çok dikkat ediyor. Kalemi ve uslubu çok sade. Tasvirler çok güçlü. Bu kadar güzel, çoşkulu, renkli  bir manzara, nasıl bu denli sade ve dingin; ancak bir o kadar kuvvetli okuyucuya duyumsattırılabilir, şaşıp kalıyorsunuz! Aysel Kızıltaş, yaşananı duymak için gayret sarf etmiyor. Hayatın akışı, kalbin sesi ona çok doğal geliyor. Karakterler tüm sırlarını ona açarken, eşsiz bir büyüteç ile toplumun her kesimini sergiliyor ve  emeğini size hiç hissettirmiyor.  Yazarın öykülerinde bir tezi var ise, oda yaşatmak istediği mutluluk.

Öyküler ilk başta kendi halinde. Sakin, yormayan, güzel vakit geçirebileceğiniz tarzda. Ne zamanki, karakterler sırlarını vermeye başlıyor, Aysel Hanım çok iyi kullandığı  büyütecini olayın üzerine odaklıyor ve okuyucuya ipuçlarını vermeye başlıyor. Bu aşamadan sonra  katmanlı okuyabilen, farkındalıklar arasında bağ kurabilen okuycu için Aysel Kızıltaş’ın gücü ortaya çıkıyor. Bundan sonrası, artık satırların arasında içiniz sıkışabilir, öykülerin arasında kaybolabilirsiniz!

Açın bakın, “Kaderin Oyunu” nu okuyun. Nuri bey ile beraber adeta kasabayı gezecek,  yaşayacaksınız. Onun hayallerine ortak olacak, dertleri ile ezileceksiniz. Sade bir yaşamın, kişinin kendine yetebilmesinin; ne denli büyük bir mutluluk olduğunu duyumsarken: Kin, nefret, rekabet ve ihtiras gibi ruh sefaletlerinden adeta farkına varmadan arınmaya davet edildiğinizi göreceksiniz. Ve bir gün gelecek, hoyrat bir tayin, bu mutluluğa son verecektir. Amirinin, Nuri Bey’e tayin edilişini söylerkenki tutumu, insana olan yabancılaşmayı, Aysel Hanım, seramik vazodaki plastik çiçeklerdeki duyarsızılıkla okuyucuya çok güzel özümsetiyor. “İnsani, insan yapan edebiyat sanatı” nın en güzel tarafı bu olsa gerek. Öyküyü okuyan herhangi bir yöneticinin bundan sonra, hangi makam ve mevkide olursa olsun; verimlilik, iş gücü planlaması ve işhayatı gerçekleri adına, bir çalışanının başka bir şehire tayin ederken, süreci Aysel Kızıltaş’ın süzgeçinden geçirmeden uyguluyor olabilmesi çok zordur.

“Kalbi Kırık Bir Öykü” de, üç kız kardeşin : Şermin, Nermin ve Sevgi’nin mutluluk dolu dünyalarına giriyorsunuz. Güzel havayı, paylaşımı, çoşkuyu aile olmanın erdemlerini soluyorsunuz. Zaman aile reisini, babayı zayıf bir anında yakalıyor. Ve aile birliği bozuluyor… Yıllar sonra en küçük kardeş Sevgi büyüyecek ve “Babamı elimizden alan o kadın mıydı?, deniz miydi? kader miydi? diye  soracak, ve nihayet daha olgun bir yaşa erdiğinde: “sevdada hesap sorulmaz” diyebilecektir. Sevgi, “evlat şapkası” giymiş bir kadın olarak yıllar sonra babayı anlamaya çalışırken, anne – “eş olma şapkası” ile: “acısı küllense bile, öfkesi küllenmedi” çizgisinde duracaktır. Yazar, bu kısa öyküde, bütün karakterlere aynı mesafede durabilmekte, adeta hepsini anlamaya çalışmakta, satır aralarında eğitici olmaya çalışırken; bir anlık bir zayıflığın nelere mal olabileceğine dikkat çekmektedir. Hem de, erkeği çok iyi bir baba, çok iyi bir insan ve düzgün bir kişi çigisinde muhafaza etmeye  özen göstererek. Adeta, Tolstoy’un, “ yapan O değil, içindeki hayvandı” dercesine…   

Yazar, “İtiraf” ın Dilrubası’na “…hastenenin kafeteryasında bir çay içimine yılları sığdırmakla” kalmamış, aynı zamanda tüm gençlere eğitici bir örnek olabilecek hayat hikayesini, güzel bir uslup ve kurgu ile kısa bir öyküye de  sığdırabilmiştir!

Öykülerin sayısını çoğaltmak mümkün. Ancak, okuyucunun işbu öykülerle kendisinin buluşmasını arzu ederim.

Kitabın adıda çok güzel seçilmiş. Aysel Kızıltaş, “Hayat Dört Mevsim” derken, öykülerinide adeta dört mevsime serpiştirmiş… Hangi yaşta olursanız olun, kendi mevsiminizi, kendi birikiminizle öykülerden birisinde buluyorsunuz.

Bu öykü kitabını en çok gençlerin okumasını isterim. Gönül arzu ederki, birinci mevsimin sonu ve ikinci mevsimin başındaki gençler, öyküleri üçüncü ve dördüncü mevsimin tecrübeleri ile okuyabilsinler… Ama bu mümkün değil! Aysel Hanım’da bir yerde, “yaşamın müsvettisi yok –  temize çekemezsiniz” diyor… Ve, en azından gençlere yaşatmak istediği mutluluğun ipuçlarını veriyor…

“Hayat Dört Mevsim” i ben çok sevdim, beğendim. Samimi ve içten olduğu için sevdim. Hayatın tecrübesini, yazar ibriğinden çok iyi  damıttığı için sevdim. Yazarın ruhunun inceliklerini, kalbinin derinliklerini görebildiğim için sevdim.

İyi bir kitap okuyabilmenin mutluluğunu bana yaşatan Aysel Kızıltaş’a içten teşekkür ederim.

Aysel Kızıltaş İzmit Lisesinde okurken bir yıl için AFS bursu ile Amerika’ya gitti. Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği mezunudur. Datça’da yaşamaktadır.  “Datça Havadis” gazetesinde köşe yazarıdır. Aysel Kızıltaş’ın ilk öykü kitabı “Herkesin Bir Öyküsü Var” 2009 yılında yayınlandı. Kitap 6. Sabit İnce Edebiyat Ödülleri Yarışması’nda üçüncülük ödülü aldı. Evli ve iki çocuk sahibidir.