Etiketler

, , , , , , ,

Kemalettin Kamu - Demir Aytaç

“Güzel bir şiir, gerçek şiir daha ilk okuyuşta

hafızada kalan şiirdir” diyen Kemalettin Kamu

şiirlerinde bunu başarmıştır.

Demir Aytaç

Her ülkenin tarihinde unutamadığı kara günler vardır. 15 Mayıs İzmir’in işgali de, bizler için böylesine bir tarihtir.

15 Mayıs 1919 Cuma’yı Cumartesi’ye bağlayan bir gece yarısı, tüm İzmir halkı sokaklardaki davul sesleri, minarelerden gelen ezan ve sela sesleri ile uyanmıştır:

“Ey Ahali! Ey Türkler, uyanın! İzmir elden gidiyor. Çarşı-dükkan açık. Silahını, bombasını alan Maşatlık’ta toplansın. Vatanını seven koşsun…”

İzmir’in tüm erkekleri, dükkanlarda ne bulabilmişse, elde avuçta ne varsa Maşatlık’a koşmuş, kadınlar ve çocuklar büyük bir korku ile evlere sinmiş ve tarifsiz bir acı içerisinde bekleyiş başlamıştır. Maşatlık’ta İzmir’i ölünceye dek savunan yüzlerce kahraman Türk evladının tümü şehit olmuş ve işgal gücü akşama dek İzmir’in her semtini işgal etmiştir. O tarihten itibaren de İzmir’de kalan Türkler için ve İzmir’i terk etmek zorunda kalanlar için çok acı, kederli günler başlamıştır. İşte, bu acıyı Türk Edebiyatı’na şiirleri ile aktarabilmiş en büyük şairlerimizden birisi de hiç kuşkusuz ki, Kemalettin Kamu’dur. Vatanın işgaline ülkenin başka bir yöresinde daha önceleri tanık olmuş, doğduğu yeri bırakmak zorunda kalmış bir çocuk olarak İzmir’in acısını yüreğinde duyumsayan şairimiz, adeta o günleri İzmir’de yaşamışcasına çok güzel işlemiştir. Şairimiz, İstanbul Erkek Öğretmen Okulu öğrencisiyken, Milli Mücadele’ye katılmak için, Anadolu’ya geçmiş ve Kurtuluş Savaşı’na bizzat katılmıştır.

Kemalettin Kamu ilk şiirlerini Kurtuluş Savaşı öncesi yazmasına karşın, gerçek ününü Cumhuriyet döneminde yapmış ve 1940’lı yılların en sevilen şairi olmuştur. Şiire ilk önce aruz ile başlamış daha sonra heceyi benimsemiş ve en çok da onbirli kalıbı (6+5) kullanmıştır. Dil konusunda Ömer Seyfettin’in takipçisi olduğunu söyleyen şairimiz ayrıca aruz için, “Arap ve Acem sözlerinin milli bir felaket gibi dilimizi istila etmesidir…” demiştir.

Kemalettin Kamu babasının görevi dolayısıyla Bayburt’ta doğmuş, Erzurum’un Kılcıoğlu diye bilinen köklü ailelerindendir. Birinci Dünya Savaşı’nda Ruslar’ın Erzurum’a dek girmeleri, Refahiye’de babası Osman Nuri efendinin ölmesi, annesi ile birlikte, kendisinin çocuk yaşlarda başka kentlere göç etmesine neden olmuştur. Vatan topraklarını terk etmenin, arkada bırakılanlara özlemin acısı “Hicret Akşamları” şiirinde çok güzel dile getirilmiştir.

Küçük yaşta sevilen yer, kişi ve göç koşullarını yaşayan şairimiz, daha sonraları mesleği gereği uzun yıllar yurt dışında kalmış ve yaşam boyu duyumsanan hasret, Kemalettin Kamu’yu büyük bir gurbet şairi yapmıştır.

Kemalettin Kamu’nun şiirlerini iki gruba ayırmak gereklidir. Birincisi, Milli Mücadele Şiirleri, ikincisi de gurbet şiirleridir. Her iki grup da çok sevilmiş, zamanında şiir defterlerine yazılmış ve hafızalardan silinmemiştir.

Şairin hepimizin ezbere bildiği “Gurbet” şiiri Amir Ateş ve Yıldırım Gürses tarafından ayrı ayrı bestelenmiştir.

“Gurbet o kadar acı
Ki ne varsa içimde;
Hepsi bana yabancı
Hepsi başka biçimde!
Eriyorum gitgide
Elveda her ümide
Gurbet benliğimi de
Bitirdi bir biçimde.
Ne arzum, ne emelim…
Yaralanmış bir elim…
Ben gurbette değilim
Gurbet benim içimde.”
 

diyen şairimiz; gurbeti de, milli mücadele şiirlerini de çok ayrı bir tat, çok farklı bir ifade ile yazmıştır. Kendisine göre “Güzel bir şiir, gerçek şiir daha ilk okuyuşta hafızada kalan şiirdir” ve Kemalettin Kamu her iki şiir grubunda da bunu başarmıştır.

“Hicret Akşamları”, “Gurbette Renkler”, “Bingöl Çobanları”, “Zafer”, “Büyük Gün”, “Gurbet” ve “Kimsesizlik” gibi çok sevdiğim ve ezbere bildiğim şiirlere karşın ben 9 Eylül İzmir’in kurtuluşu dolayısı ile Kemalettin Kamu’dan sizlere İzmir ile ilgili 2 şiirini sunmak istiyorum.

Bunlardan birincisi, İzmir’e özlem anlamına gelen “İzmir’e Tahassür” şiiridir. İzmir’in işgal günlerinde, Kordon’da asılı yabancı bayrakları görmemek için, bir gün bile Kordon’a gitmeyi kabul etmeyen, daha sonra İzmir’den ayrılmak zorunda kalan, 9-10 yaşlarındaki bir İzmirli kızın işgal yıllarındaki acısı, isyanı ve duygularını anlatan şiirdir.

İkinci şiir ise, Kurtuluş Savaşı’mızın ne zorluklarla ve ne geleceklerden vazgeçerek kazanıldığını çok iyi ifade eden; İzmir kapılarında 22 yaşında bir gencin, şehit olmadan önce annesine yazmış olduğu son mektuptur.

İzmir’in kurtuluş coşkusunu yaşadığımız bu ayda bu iki şiiri yeni kuşakların tanıması, öğrenebilmesi dileğiyle sunuyorum. Ve İzmir’in işgal sabahı savaşım veren, başta ilk şehit Hasan Tahsin olmak üzere tüm şehitlerimizi, İzmir’in işgalinden 2 gün sonra tüm dünyaya Türk’ün savaşım vermeksizin vatanından vazgeçmeyeceğini duyuran Ayvalık’taki alayımızı ve alay komutanı Albay Ali Çetinkaya’yı ve bugün yaşadığımız tüm güzellikleri borçlu olduğumuz Mustafa Kemal Atatürk’ü ve Cumhuriyet döneminin ilk kuşağını çok büyük bir sevgi, özlem ve saygıyla anıyorum.

 İzmir’e Tahassür 

Anne, deniz nerde, yalımız nerde?
Hani gideceğiz İzmir’e der de
Beni uyuturdun dizinde anne! 
 
Geçende ablam da öyle diyordu
Bu bahar İzmir’e girmezse ordu
Kanmam sözünüze sizin de anne! 
 
Yeşil bir bahara büründü dağlar
Bülbüllü bahçeler, üzümlü bağlar
Kimlerin işine yarıyor anne! 
 
O bağlar nerede, bahçeler nerde?
Her akşam güneşin battığı yerde
Gözlerim İzmir’i arıyor anne! 
 
Şimdi bir kuş olsam, kanadım olsa
İzmir’e giden yol eğer bu yolsa
Bir başıma bile giderim anne! 
 
Bir çetin bilmece sorsam Paşa’dan
Söylemem memleket bağışlamadan
Mutlaka İzmir’i isterim anne! 
 
Kemalettin Kamu
 
—————————————–
 
İzmir Yollarında 
 
Belki şimdi sana son
Sözlerimi yazmadan
Gözlerim kapanacak…
Belki var daha beş on
Dakikalık bir zamân.
Anne, için yanacak
Mektubum okunurken
Beliren bir emeli
Çok görme bana sakın
Ben Tanrı’ya en yakın
Bir yola sapıyorum
Milletimin uğrunda
Türbemi yapıyorum
Düşündüm huzûrunda
Ebedî bir akşamın…
Düşündüm ki, babamın
Dizi dibinde geçen
Yirmi iki seneden
Elimizde kalan ne?
Sorarım sana, anne:
Mâdem ki gün gelecek,
Herkes aynı meleğin
Önünde eğilecek..
Niçin o güne değin
Çan sesleri duyayım?
Bugün de bir yarın da!
Bırakın uyuyayım
İzmir kapılarında!
Anne elveda artık,
Şu iki üç asırlık
Gecenin gündüzünü
Görmeden gidiyorum.
Ne beis var diyorum,
O günün seherinde
Senin ince yüzünü
Görüyor gibiyim ya…
Ey genç gecelerinde
Beşiğimi bekleyen!
Ediyorum emanet
Seni Anadolu’ya!
Sütünden, emeğinden
Ne verdinse helâl et.
Söyle Hacer’e o da
Hakkını helâl etsin,
Gönülcüğü dilerse
Başkalarına gitsin…
Ben ermeden murada
Ecel kırdı kolumu;
Artık beyhude yere
Beklemesin yolumu.
O ne anne, o güzel
Gözlerinden akan ne?
Geri dönmedim  diye
Ağlıyor musun anne?
 
 Kemalettin Kamu