Margeret Thatcher Demir Aytaç

.

.

Thatcher, toplumun bir ideal olmaksızın fedakârlığa katlanamayacağını görmüştür.Ona göre, gerçek siyasi savaş insanların kalbinde ve kafalarında verilmektedir.

.

.

.

.

Son günlerde, vefatı dolayısı ile 1980’li yıllarda dünya siyasetine ağırlığını koymuş İngiltere eski Başbakanı Margaret Thatcher’ı bir kez daha okuyorum.

Margaret Thatcher’e göre, gündelik sorunlar her zaman olacaktır, hatta ekonomik sorunlar çok ağırlaşmış ve öncelikli konumda da olabilirler. Ancak, savunduğu tez: Manevi yöne öncelik verildiği ve insanların önce kalbi kazanıldığı zaman, sorunların üstesinden gelmek olasıdır. Strateji, topluma bu ideali zamanında verebilmek, toplumun güvenini kazanmak ve beceri sahibi deneyimli kişiler olarak da toplumu peşinden sürükleyebilmektir. Margaret Thatcher, insanın inandığı ve güvendiği bir ortamda daha çok motive olabileceğine ve harekete geçerek harikalar yaratacağına inanmıştır.

Margaret Thatcher’ın başlangıç noktası, toplumda belirli dönemlerde uygulanan siyaset sonucu (ki ona göre ülkesinde kendisinden önce yanlış politikalar uygulanmıştır) belli bir bıkkınlığın, düş kırıklığının hakim olduğu ve yurttaşlarının kendilerine güvenlerini kaybettikleridir. Böyle bir ortamda yapılması gereken vizyonu doğru belirlemek, hangi stratejiler ve çalışmalarla amaca ulaşılacağını göstermek ve topluma ulaşılacak noktayı doğru sunmak ve belli bir ideale kanalize olmaktır.

Sözgelimi Margaret Thatcher, 79 seçimleri öncesi İngiltere’nin birçok güncel, acil ve önemli konusu varken, halkının karşısına çok basit, her vatandaşının anlayacağı bir açıklama ile çıkmış ve: “Hükümet bir ev hanımının yaptığını yapmalıdır. Evin hanımının, ev ekonomisinde para sıkıntısı varsa,  ilk yapacağı iş hangi hesaplarımızda bir terslik var diye bakmaktır” demiştir. Hemen arkasından da ekonomik sorunların önemli, ancak üstesinden gelinebileceğini, temel önceliğin İngiliz insanının kendisinde olan güvenini kazanması olduğunu söylemiştir.Margeret Thatcher Demir Aytaç

Thatcher, özetle şöyle demektedir: “Ekonomik konular ve hayat pahalılığı, ekmek ve geçim derdi çok somut konulardır, ancak bunlar kadar önemli olan topluma bir ideal verebilmektedir. İşimizin başlangıç noktası budur… Benim İngiltere’de son yıllarda belirlediğim ve öncelikli bulduğum sorun; tarihi şan ve şerefle dolu bir milletin bugün içinde bulunduğu moral bozukluğu ve geleceğe güvenini yitirmiş olmasıdır… Ne zaman ki, onlara, bir İngiliz’in başarabileceğini ve eski lider günlerine dönebileceğini anlatmaya başladım, beni dinlemeye başladılar… Ne zaman ki, bilgisayarı, buzdolabını, elektrikli motoru, steteskopu, buharlı makineyi, rayon kumaşını, paslanmaz çeliği, televizyonu, penisilini, radarı, jet motorunu ve daha bir sürü şeyi İngiliz insanının keşfettiğini söyledim, kendilerini sorgulamaya başladılar… Ne zaman ki, Amerika’dan sonra en fazla Nobel ödülü alan İngiliz insanıdır gerçeğinin altını çizdim, kendilerine olan güveni anımsadılar.” Ve devam etmektedir: “Meşaleyi tarih boyunca biz taşıdık. Dünyanın neresine gitsem insanlar bana soruyor, ‘İngiltere’ye ne oldu, kafanızı niye toprağa gömmektesiniz?’ diye… Ve halkım da bana soruyor; ‘Başarma şansımız var mı?’ Ben de meydanlarda, konuşmalarımda, bunun yanıtının kendilerini nasıl bir insan olarak gördüklerine bağlı olduğunu söylüyorum.

Onlara, biz nasıl insanlarız? Biz eskiden dünyanın fabrikasıydık. İnsanlar ikna edildikleri için değil, en iyisi İngiliz malı olduğu için satın alırlardı diyorum ve ekonomik problemlerin nedenleri ve başlangıç noktalarının hiç bir zaman ekonomik olamayacağını söylüyorum. Bu problemlerin insan tabiatında, inançlarında ve değerlerinde derin kökleri vardır. Ekonomik sorunlar, yalnızca ekonomik çözümlerle bitmez… Çok değerli, belki de en akıllı insanlarımızın düş kırıklığı içerisinde, göç etmeyi düşünmelerine şaşmamak gerekli. Ancak, hatalılar… Çok çabuk pes ediyorlar. Bu güne dek değer verdiğimiz şeylerin her biri bugünkü kadar tehdit altında olmamıştı. Ancak bu değerler henüz bitmemiştir. Onun için gitmeyin burada kalın. Savaşımı birlikte verelim. Eski bildiğiniz İngiltere olalım ve çocuklarımıza öyle bir İngiltere bırakalım.” diyerek meydanlara çıktım demektedir. Bu inancını da iktidarının her aşamasında en önde tutmuş ve sonuna kadar da taviz vermemiştir.

Thatcher, hep kalplere seslenmiş, toplumun bir ideal olmaksızın fedakârlığa katlanamayacağını görmüş ve daha ileri ve daha güzel bir İngiltere için, yeni kuşaklara, kendilerine emanet edilenden daha iyisini bırakabilmek için çok çalışmıştır. Kendisine göre, gerçek siyasi savaş insanların kalbinde ve kafalarında verilmektedir.

O Thatcher ki, Pazar ekonomisini ve serbest ticareti en yoğun savunduğu günlerde bile, kürsüden “Dış pazarlarda bir Marks and Spencer daha” diye seslenebilmiş ve yerli malı kullanımına biraz daha ağırlık vermemiz gerekir biçiminde İngiliz halkını uyarabilmiştir.

Margaret Thatcher’ın ısrarla üzerinde durduğu ve temel alınması gereken mesaj toplumun idealsiz olamayacağıdır. Ona göre, ekonomik büyüme ve verimlilik tek başına yeterli değildir. Önce halk gelecektir. Halkın gereksinmeleri, ümitleri, tercihleri, değerleri ve ideallerini anlamak gerekir.

Tabii ki, liderlik çok önemlidir. Ancak, insanların nereye gitmek istediklerini bilmiyorsanız onları uzun süre idare etmek ve liderlik yapmak olası değildir.